16 Temmuz 2014 Çarşamba

inci yüzüyor

inci on altı aylık...ilk deniz ile tanıştığında 6 aylıktı...datça da girmişti ilk kez denize..o zamanda inanılmaz sevmiş ve eğlenmişti...bu yaz başından beri de yazlık yerde yaşamanın avantajı ile hemen hemen her gün giriyor denize..yine aynı sevgi ve keyifle...

bazen simiti bazende bizim kollarımızda yüzüyordu...sonra instagram da bir hesaba rastladım..sekiz aylık bebeklerin kollukla yüzüşüne ilişkin video ve fotoğraflar içeriyordu...hemen sipariş verdim..

Geldiğinde hemen denedik...Çok güzel bir şekilde yüzmeyi başardı..baya ayaklarını ,kollarını hareket ettiriyordu...suyun içinde özgürdü artık...itiraf etmek gerekirse biz ondan daha paniktik...ama o gayet sakin ,içgüdüleriyle ne yapması gerektiğini biliyordu...

Bebekler uyum konusunda bizden daha ileri durumdalar...biz emre ile rahatı kaçar mı ,sıkılır mı dediğimiz her yerde bizden daha çok eğlendiğini gördük incinin...

Bu yüzden anne baba olarak kendimizi ona teslim etmemiz gerektiğine inandım..onu rahatsız eden bir durum olduğunda zaten belli ediyor..ön yargılı olup onun adına karar verip aslında pek çok şeyi yapmayı kaçırıyoruz bunu anladım.

ilgilisine not:kolluklar cherek's kraulquppen marka.

6 Haziran 2014 Cuma

İNCİ

Ah incim..nasıl güzel bir gülümsemesin hayatımda bir bilsen...Her gün çıkan bir gökkuşağısın ömrümün...Büyüyorsun kuzucum..her gün yeni bir şey ekliyorsun oyunlara,öğrendiklerine...

En sevdiğin oyun 'inci yok 'dememiz ve akabinde senin ellerin ile yüzünü kapanıp açtığında 'aa burdaymış' diye şaşırmamıza gülmen...odada ne kadar insan var ise tek tek herkesin yüzüne bakıp aynı tepkiyi almak istiyorsun...herkes istiyorsun ki oyuna katılsın...hem daha önemli ne var ki hayatta:)

Hemen 2.sırada 'tel sarar inci'isimli şarkılı oyunumuz geliyor..Tel çıkmaya görsün ağzımızdan sen hemen elini kaldırıp başlıyorsun oynamaya...ilk zamanlar el sallama ile bunu karıştıryordun ama şimdi pek bir ilerledin bu oyunda..tebriklerimi kabul et lütfen...

Mutlusundur umarım...hoş bebekler bilir mi mutsuzken mutlu rolü yapmayı..sende mutlu görünüyorsun...senin bir gülümsemen bizim bir oh çekişimiz ...

Sana mutlu ve güvenli bir çocukluk sağlamak en büyük hayalim...Sen zıplayabilirsin yatağımızda...oyuna dalabilirsin hava kararsa da...haftada en azından bir gece geç yatabilirsin...belki o gece sütünü bile içmek istemeyebilirsin...bunun gibi çoğalttığım bir sürü örnek var kafamda ama şimdiden hepsini açıklamak istemiyorum..insan bu sen büyüdükçe benim fikirlerim değişebilir nihayetinde :))

Değişmeyecek tek şey..seni sevdiğim ve hep çok seveceğim...

30 Mayıs 2014 Cuma

Dervişlik

Neşeli şeyler yazayım istiyorum ama gündem o kadar karanlık ki...elim gitse,gönlüm gitmiyor..size de oluyor mu bilmiyorum birden çok gülerken içimde bir yerin acıdığını fark ediyorum.Çok lezzetli bir yemek yediğimde oh ne güzelmiş demek,çok güzel bir yere gittiğimde harikaymış demek...yeni bir şeyler almak,yeni bir şeylere heveslenmek ayıp geliyor..

Kendi hayatıma dair işle ilgili ya da herhangi bir şeye üzülmek bile ayıp geliyor...

İnci büyüyor..bir sürü anı biriktiriyoruz..onları anlatmak yazmak paylaşmak istiyorum...ama sonra olmuyor işte.

Yaz geliyor..bir şeylere hevesleniyoruz ,iştahlanıyoruz,konuşuyoruz,planlıyoruz ama gece yatağa yattığımda ağır bir pişmanlık üzerimi örtüyor.

Bunca olan bitene rağmen dünyanın aynı telaş ve hızıyla dönmesi beni şaşırtıyor..Daha şaşırtan bir şey ise insanların kendi sorunlarını listenin en başına koyup dertmiş gibi anlatmaları.

Didem Madak'ın bunun üzerine söylenmiş bir yazısı beni hep rahatlatır.Umarım daha güzel günlere uyanırız...dünyanın kendi etrafımızda dönmediğinin farkına vardığımız bir dünyaya..

'Sanırım dervişliğin edebiyatını yeterince yaptık, artık onu yeni bir yorumla yaşadığımız çağa ve hayata katmamız lazım. Dervişlik havuz başında, âlemleri seyre dalmak anlamına gelmiyor yalnızca. Bence artık dervişlik, maçoluk yarışması yapılan bir masada, ‘ben kestiricem, zaten bir işe yaramıyor’ diyen bir adamın ‘iktidarsızlığında’ saklı. Himaye ve işbirliği kabul etmedikleri için boynu vurdurulan, derisi yüzülen dervişleri hatırlamakta saklı. Artık kapılanacak kapı kalmadı. Bizi çağıracak ses kalmadı, ‘çağrıldım, geldim’ diyemeyiz artık. Ahlayıp, oflayıp, ben diyerek kendimi herhangi birinden daha çok acı çekiyor sanışımla, ben dervişlikten ne kadar uzağım. Acımı sessizce çekeceğim bir yol bulursam, dervişlik işte orada saklı. Kırılan kalbimizin hesabını tutmaktan sıkılıp, kırdığımız kalplerin hesabını tutarsak, belki orada saklı. Fuzuli’nin söylediği gibi ‘iyi ile kötü sayma işi bitince mescid de birdir meyhane de.’ Belki dervişlik, bu sayma işini bitirmemde saklı.'*

*didem madak.





25 Mayıs 2014 Pazar

Günler...

'Çok güldük çok ağlayacağız' cümlesi vardır ya  çok gülemeden çok ağladık biz bu ülkede...Yakılan ağıtlar başımızı döndürdü...Yeter artık demeye mecalimiz kalmadan yeni bir ölümü kucaklar olduk...

Yüreğim sıkıştırılmış gibi...yorganı çekip başıma tüm acılara yetecek kadar ağlamak istiyorum...

'ölen ölmüştür daha ne töreni yapıp duruyorsunuz ' 'polis nasıl dayanıyor ' cümleleri patlıyor yüreğimde...ben hala şaşırıyorum bu ülkede olanlara...hala inadım var hayır bu kadar da olmaz diye isyanım vuruyor dilime...

Siyasete çok kafam basmıyor bunun siyasi bir açıklaması var mı bilmiyorum ama hiç bir siyasi strateji şu cümleleri sarfedecek kadar kapatmasın gönül gözümüzü ...

Bir gün bitecek elbet insanın insana zulmü..çocukların boynu bükük kalmadığı bir dünyada yaşayacağız...sevineceğiz yeniden yazın geldiğine..yeniden yaşama coşkusu yeşerecek içimizde...


20 Mayıs 2014 Salı

Ömür dediğin...

bugün haftası oldu o felaket yaşanalı...o günden beri elim gitmiyor yazmaya...insan acıyı kolay yazamıyor...söyleyecek sözü,kurulacak cümlesi olmuyor...

Oysa ne kolay diyorlar 'kader' diye...bu işin fıtratında var ölmek diye...o zaman şu soruyu sormak lazım gelir...bu kader hep bizim ülkeyi mi buluyor...hep mi kötü kader yazılıyor bize...

Sessiz bir acı var şimdi ..ne desek sarmayacak yaralarımızı...getirmeyecek gideni...

Havada bir (k) ömür kokusu...içime her çektiğimde ciğerimi yakıyor...

Söyleyecek çok sözüm var lakin şimdi sırası değil...


12 Mayıs 2014 Pazartesi

Annelik

Hamileyken saatlerce siyah beyaz anlaşılmayan ultrason resmine bakıp mucizeler var diyerek umudumu çoğaltıysam, o gün yumurta yememiş isem aç kaldı yavrum diye kendimi yiyip bitirdiysem…bedenimde kendiminkinden başka bir kalp daha atarken  anlam veremediysem ayşe teyzenin çocukları ile girdiği  miras kavgasına,durup dururken kendimi gülümserken bulduysam,mutluluğum bulaşsın istediysem tüm asık suratlara Her doktor kontrollünde sevgilimi görecekmişim gibi heyecanlandıysam bir inci tanesi yüzündendir...anneliğin tadı bulaştı daha hamileyken ruhuma...

o dokuz ay hayatının en anlamlı dokuz ayıymış anladım.

Sonra işte bir minik el tuttu elimden…hadi dedi yürüyelim hep…yürüyelim gözüm yürüyelim dedim.

Değil mi ki ben sabahları onun gülümsemesinin yüzüme çarpması ile uyanıyorum,tatmışım hayatta dibine kadar mutluluğu…daha ne isterim hayattan sağlıktan başka moduna geçmişim...

Kışın ortasında bir yaz kokusu geliyor burnuma..Kapalı,kasvetli bir havada bizim evde pırıl pırıl bir güneş inanmazsanız buyrun misafirimiz olun...Böyle böyle anlatacağım olağanüstü durumlar silsilesi ...Alıştık biz artık...

En karamsar halimde geliyor bir sarılıyor kendime geliyorum.,napıyorum ben diyorum sarılayım kızıma yok o iş olmamış yok bu yetişmemiş yok evde işler birikmiş bir sürü hayat gailesi niye bitirsin enerjimi ...

Her gün yeni baştan bir öğreti geliyor kızdan bana doğru...yani yoga yapanlara saygım sonsuz da bence annelik meditasyonun zirvesidir.Sabrını,enerjini,hayatta ki tüm bilgilerini altüst eder yeniden öğretir ,ehlileştirir insanı.

Öğreteyim istiyorum ona her şeyi,sevmeyi,koşulsuz sevmeyi..ama bunu ancak anne olunca anlayacak diyorum bir yandan da…Şu hayatta pratik ile teoriğin tutmadığı en bariz mertebedir herhalde  annelik...

İnci sağlıkla büyüsün,herkese kucak açan bir insan olsun ,ben de her daim yanında olayım...Eğer bir anneler günü dileği var ise,benim de dileğim bu olsun...

Evladını kendinden önce uğurlayan anneler için yüreğimin bir yanı hep yağmurlu...Sonsuz sabır diliyorum..










22 Nisan 2014 Salı

İLK ...

İlk yazı...İlk intiba gibi önemlidir elbet...Amma ve lakin girişler her zaman benim için zor olmuştur...Ben sonradan açılanlardanım...Hayatta ki duruşum da bu yönde...Hemen kaynaşamam,ama kaynaştım mı da bırakamam...

Aslında kendimi bildim bileli yazıyorum ama blog olayında azıcık geri mi kalmışım ne..Sonra baktım ki..anne olmuşum artık blog açmak farz oldu:)

Kuzey Ege'nin bana göre en güzel ilçesinde doğdum...Burhaniye'de ...Sonra güzel bir çocukluk...Ergenlik,ilkgençlik derken...Üniversitenin ardından kendimi yeniden burada buldum..Ne de olsa taş yerinde ağırdı..Yaklaşık on yıldır avukatlık yapıyorum Burhaniye'de...

2013 yılında bir İnci tanesi girdi hayatımıza...Meğer her şey nasıl geride kalabiliyormuş...'anne olunca anlarsın' lafı da boşa söylenmemiş...Bizzat yaşadım...Burun kıvırdığımız anne lafları tokat gibi bakalım daha ne kadar çarpacak hayatımıza...

Bir yıllık anneyim anlayacağınız ve şu ahir ömrümde tüm biriktirdiğimi, bildiğimi unutturan,bana yeniden çocuk olma şansını veren,beni pratikleştirip,bana çeki düzen veren...Herşeyim..İnci kızıma teşekkürü bir borç bilirim.:)

Bu blog İnciden,benden,güzel ve geniş ailemden,sevdiklerimden kısacası hayatımızdan kesitleri içerecek...


o halde..

yürüyelim.